Geçtigimiz hafta Istanbul'da kisa süren güzel bir kis yasadik. Her yer beyaz bir battaniye ile kaplandi, tüm çirkinliklerin üstü örtüldü, manzara güzeldi. Biz güzel diyoruz, ama bu olaya nereden baktiginiza göre degisir. Evinin dami akan, yakacagi, giyecegi ve yiyecegi olmayanlar için bu "güzel" bataniye bir kabusa dönüsür. Onlar için hayat zordur ve hayati zor olanlarin yüzdesi memleketimizde maalesef çok yüksektir. Bu sebepten kar-kis denildi mi insanlarin çogu (hakli olarak) pek de memnun olmazlar. Peki memnun olmayanlar sadece bunlar midir? Cevap basit Hayir! Ben simdi insanlarimizi burada bir yana birakip biraz hayvanlardan, özellikle sokak hayvanlarindan bahsedecegim. Bu konu biraz garipsenebilir ama insanlarin maddi durumlarini, sagliklarini, emniyetlerini ve egitimlerini -uygar ülkelerde- devlet/hükümet sagladigi için ben de bu konuyu ilgili kisi, kurum ve kuruluslarimiza birakiyorum. Yogun kar örtüsü altinda sokak hayvanlarinin durumu kelimenin tam anlamiyla bir feciattir. Bu zavalli hayvanlar siginacak, tekmelenmeyecekleri bir bina girisi, kapisi veya duldasi bulabilirlerse sanslidirlar. Bulamazlarsa ya Istanbulun yogun trafiginde telef olacaklar veya donarak ölmek durumunda kalacaklardir. Kimse de (küçük bir azinligi tenzih ederim) dönüp bunlara bakmayacaktir bile. Peki bu hayvanlarin "kaderi" bu mudur? Bu hayvanlar neden basibos gezmektedirler? Neden bu kadar çokturlar? ve neden bahsettigimiz bu kadere mahkumdurlar? Kis günlerinde açlik ve soguktan, kötü hava sartlarindan; yaz günleri de herseyi kökten çözen belediyelerimizin itlaf ekipleri tarafindan toplu katliamlara maruz birakilan bu yaratiklarin suçu nedir? Allah onlara böyle bir yasami uygun gördü demek doyurucu bir cevap midir? Yurtdisi gezilerimde, özellikle bati ülkelerine yaptigim gezilerde hayretler içinde gördügüm seylerden biri basibos sokak hayvanlarinin olmayisi idi. Aksine gördügüm tüm hayvanlar bir insana refakat etmekteydi ve o insanin yaninda tipki "insan" gibi hareket etmekteydi. Insanlar marketlere, kafeteryalara girdiklerinde bu hayvanlar disarida sahiplerini bekliyorlardi. Market kapilarinda onlarin baglanabilecekleri yerler vardi. Otobüs ve tramvaylara binebiliyorlardi. Kirmizi isikta duruyor, yesilde karsiya geçiyorlardi. Ülkemizdeki sokak hayvanlarinin durumu ile bu durumu ve aradaki farklarin neden olustugunu anlamak için düsünmek, arastirmak gerekir ki her akli selim kimse bunu kolaylikla yapabilir. Ülkemizde sokak hayvanlarinin genel durumlarini iyilestirmek için hiç bir sey yapilmiyor mu? Haksizlik etmemek lazim, aslinda yapilan iyi seyler de vardir. Ama bunlar iyi baslamakta ve sonu getirilememektedir. Kendi gözlerimle gördügüm bir olayi nakledeyim: Izmir yakinlarinda, Cumaovasi-Izmir arasinda, ormanlik bir alanda sokak köpeklerinin toplandigi bir "barinak" vardir. Bu barinakta yüzlerce köpek barinmaktadir. Yazin yakici günes altinda, bakicilardan bir yudum su beklemekte, yiyecek ummaktadirlar. Etraflari yüksek kafes örgülerle kapatildigi için bu alandan disari da çikamamaktadirlar. Ben gördügümde "Keske bu hayvanlari buraya hiç getirmemis olsalardi" dedigimi hatirliyorum. Özetle kedi-köpekleri toplayip sehirlerden, insanlardan uzaklastirmakla bu iç çözülemiyor. Çünkü sayilari hizla, korkunç bir sekide artmaktadir. Son yillarda tatil merkezlerinde, tatil sezonu bitiminde sokaklar cins hayvanlarla dolup tasmaktadir. Nedeni basit ve korkunçtur: insanlar 15 gün veya 1 ayligina bir tatil merkezine (yazliklarina) gitmekte, orada çocuklari için (oyuncak alir gibi) hayvan almakta, tatillerinin bitiminde de bu hayvanlari sokaga terkedip gitmektedirler. Bunu yapanlar da hali vakti iyi kötü yerinde olan, en azindan ülkemizin tatile gidebilen insanlaridir. Demek ki durum sadece maddi durum ile dogrudan ilgili degildir. Sorun büyük ölçüde sevgi meselesidir. Bu çerçeveden bakildiginda insanlarimizin hayvan sevmedigi ortaya çikmaktadir. Hayvani, bitkiyi sevmeyen diger canlilari ne kadar sevebilir? Bu kadar mi sevgiden kismetimizi almamis bir toplumuz? Bu ne tezattir; hani biz "yaratilani severiz, yaratandan ötürü" diyen Yunus Emre'nin neslinden gelen bir toplum degilmiyiz. Aslinda öyleyiz de...Köyde her sabah "yaymaya: gütmeye" götürdügü "sarikiz" ile arasinda duygusal bag olusmamis bir çocuk var midir acaba? Her koyun veya keçisine ayri isimler takmis ve onlari ismiyle çagiran çok çoban gördüm ben... Çocuklugumda rahmetli Salim amcalarin köpegi yüzünden onlarin evinin yanindan geçemezdik. Benzer sekilde sabahlari tuvalate giderken Molasan (Molla Hasan) gilin köpeginden ne de tirsardik. Ama onlara saygi da duyardik evlerini, çevrelerini koruduklari için. Insanlarimiz tamamen tüketici olmaktan kurtulup üretici pozisyona geçtiklerinde, maddi durumlari iyilestiginde, hükümet inayeti ile yasamlarini sürdürmekten kurtulduklarinda saniyorum hayvanlara yaklasimlari da degisecektir. Bu is biraz da egitim isidir. Hayvanlara "tu kaka", "pis" vs diyen bir ailenin çocugu da ister istemez ayni davranisi sürdürecektir. Çocuklarimiza karsi görevlerimizden biri hayvanlarin da birer canli olduklari ve yasam haklarinin bulundugunu ögretmek olmalidir. Bunu yapmaya basladiktan itibaren her seyin giderek düzeldigini göreceksiniz. Biz sanirim göremeyecegiz ama bizden sonraki jenerasyonlar görürler inancindayim.